İnsanoğlu yaratılışı gereği, görme duyusuna çok güvenir. Diğer tüm duyuları bir yana görme yetisi bir yanadır. Ama aslında görmek eylemi tek başına yeterli değildir. Gördüğünüz şeye anlam vermeniz gereklidir ve zaten gördüklerinize anlam verdiğinizde hayat şekil almaya başlar. Gördüğünüze anlam katan ise zekanız, hayal dünyanız, algısal açıklığınızdır. İşte tehlike de noktada saklıdır. "Gördüğünüze yüklediğiniz anlam" nedeniyle aslında onu gördüğünüzü sandığınız şeye dönüştürürsünüz.

Gördüğünüzü sandığınız şey, aslında sizin kendinizi kandırmanızdan başka bir şey değildir. O görmek istediğinizdir. Gerçek başkadır ama siz görmek istediğiniz şey yaparsınız onu. Gördüğünüze anlam veren yanınızla yaparsınız bunu. Aslında yaşamın bütün tartışması da buradan çıkmıyor mu zaten! O nedenle sizin gördüğünüzle, başkalarının gördüğü hep farklıdır ya! Senin gördüğün, benim gördüğüm hikayesi!

Yaşınız ilerledikçe, daha da şekil alan zihniniz belirli pratikler elde eder ve olay tersten yaşanmaya başlar, Artık gördüklerinizi değil, görmek istediklerinizi görmeye başlarsınız. Algıda seçicilik denen şey de budur. Sonunda nasıl görmek istiyorsanız öyle görmeye başlarsınız.

Kendinize yarattığınız bu sinsi tuzağı mutlaka fark etmelisiniz. Yoksa kendinize yarattığınız sanal aleminiz, kocaman yalanlardan oluşuyor olabilir.


Mutlu Gökdemir

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Top